Kürdistan koparken

CWV_1pMWwAEqLJ3.jpg-large

TC ile PKK arasında Haziran seçimlerinden hemen sonra şehir savaşı formunu almış olan mücadele şu an devletin hız verdiği operasyonlarla çok dramatik bir hale büründü. Bugün bu operasyonlar esnasında katledilmiş olan 11 yaşındaki Cizreli Salih’in cansız bedenini görmek tarifsiz bir üzüntü veriyor.*

Devlet Kürt şehirlerindeki operasyonlarında kendi hesabına “başarılı” olsa dahi, onun yarattığı yıkımın Kürtlerin ulusal bilincinde birikime sebep vereceği çok açıktır. Devlet değil belki ama Türkler, “PKK halktır” ifadesini biraz da bu yüzden anlamıyor: “Bütün bu terör olayları bitmişti hani, çözüm süreci, müzakereler, vs. derken, bir anda nasıl yeniden geri geldi?” diye soruyorlar.

PKK halktır, çünkü Kürt özgürlük hareketini en kapsamlı ve militan biçimde örgütleyebilen örgüttür. Ama bu dahi arızidir, geçicidir. Yarın PKK yenildiğinde, sindiğinde veya uzlaştığında veyahut KÖH’e yabancılaştığında, KÖH bir hareket olarak o ulusal bilincin artikülasyonuyla yeniden başka bir örgüt tarafından örgütlenebilir. Hareket ile örgüt arasındaki ayrımdır bu, ve bırakın ortalama Türk’ü, Türk solcusu bile bunun pek ayırdında değildir. Öte yandan da şu bir gerçek: Türklerin bir kısmı HDP’ye destek verirken Türkiyelileşme/Türkiyelilik projesini onaylayarak verdi. Gelinen şu noktada KÖH’ü örgütleyen PKK ve bileşenleri, ciddi bir kopuşa doğru ilerliyor.

Türk için Kürtlerin Türkiye’den kopmaması zaruridir. Bu hatalı ve ezberci bir formülasyona dayalı olarak iddia edilen, TC’nin Kürdistan’la kolonyal sömürü ilişkisi kurmasıyla alakalı değildir. TC-Kürdistan ilişkisi, Fransa-Cezayir ilişkisi olmadığı gibi, TC de Kürdistan’da sömürgeci değildir. Ama Kürtler Türkiye içinde ezilen ulustur ve bu ezen-ezilen ulus ilişkisi (bütünüyle olumsuz sonuçlar doğurmamakla birlikte) Türk için vazgeçilmezdir.

Hakeza, Kürdistan’ın Türkiye topraklarından kopuşunun yaratabileceği yıkımdan sadece Türkler değil, bizzatihi Kürtlerin kendisi de olumsuz etkilenebilir, zira ulusal bağımsızlık hareketlerinin, bağımsızlıktan sonra ne kadar işbirlikçi olabildiklerini dekolonizasyon süreci bize göstermiştir.

Gelinen nokta o kadar netameli ki, TC uzlaşması gerektiğini bildiği halde uzlaşamıyor, çünkü elinden kayıp giden Kürdistan’ın (ki bu kaymanın artık devlet örgütlenmesinin ademimerkezileşmesiyle başladığı açıktır) bu kopuşunun daha da hızlanabileceğini görüyor; PKK ise Kürdistan’daki bu son şehir savaşının hem Kürtler hem de örgütün kendisi için bir felaketle sonuçlanabilme ihtimalini gördüğü halde frene basamıyor, zira artık açık şekilde görünüyor ki fren tutmuyor.

Hareketle örgüt arasındaki diyalektiğin çalıştırdığı mekanizma artık kendi yolunu tutturmuş vaziyette. Ve bunun önüne konacak bir taşın, o mekanizmayı durdurmaya yeteceği muamma iken, o taş işlevini görecek her kimse (artık Barzani mi olur, Öcalan mı olur, PKK’nin kendisi mi olur yoksa başka birileri mi olur bilinmez), o mekanizmanın altında kalıp un ufak olacağı kesin gibidir.

* Bugün çeşitli medya kanallarında teyitli bir şekilde dolaşıma giren yüzüstü yatan beden fotoğrafının, 11 yaşındaki Salih Edim’e ait olmadığı akşam saatlerinde ailesi tarafından açıklandı. Her ne kadar fotoğrafın sahihliği (nerede ve ne zaman çekilmiş olduğu, bedenin canlı olup olmadığı, vs.) tamamen şüpheli hale gelmiş olsa da, yaygınlaştırılan bu “haber” dahi, yukarıda sözünü ettiğimiz o frenlenemez mekanizmaya işaret ediyor. O mekanizma harekete geçti ve önüne elbet hakikati de alıp götürecek. Dolayısıyla, dikkati dağınık okuyucuya not etmek isterim ki, bu yazı başından beri ölen kişiyle ilgili değil, Kürdistan’ın kopuşuyla ilgilidir .

Advertisements