Laiklik tartışmaları hakkında kısa not

by Şemseddin Aziz

meclis-baskani-ismail-kahraman

Meclis Başkanı’nın pervasız açıklamasından sonra, laiklikle alakalı sert bir politik hattın çabucak geliştirilmesi kuşkusuz çok önemli ve değerli. Bu hattın olabildiğince sert, radikal ve “saldırgan” olması da, en azından bugünün koşulları itibariyle, kesinlikle icap ediyor. Fakat bu notu yazmama sebep olan meramımı dile getirmeliyim: Bu hat eğer bir saldırı değil de bir savunma hattı olacaksa, veya savunma hattına dönüşecekse, işler sandığımız kadar iyi gitmeyebilir. Savunma, ister istemez karşılığında şu veya bu şiddette bir saldırıyı göğüslemek anlamına geldiğinden, bu şiddetin büyüklüğüne göre küçük veya büyük mevzi kaybetme tehlikesini göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Mısır’da henüz Mursi iktidardayken, o soğuk duş etkisi yaratan “laiklik” konuşması, Erdoğan’ın siyasal projesi bakımından ilginç bir gösterge olarak duruyor hâlâ. Ve bugün, çıkan tartışmalar üzerine, Erdoğan’ın önce bu konuşmayı hatırlatması, akabinde de, tıpkı diğer AKP’li yetkililer gibi, laikliğin “ilga”sının söz konusu olmadığını ifade eden açıklamalar yapması, yukarıda bahsettiğim mevzi kaybetme tehlikesini hatırlatıyor. Üstelik, Meclis Başkanı’nın kendisi dahi, sanki iki gün önceki açıklamayı kendisi yapmamış gibi, yanlış anlaşıldığına ilişkin bir düzeltme yapma ihtiyacı hissediyor. Laikliği tartışmaya açamayacak kadar korkak mı AKP, ki bu manevraları yapma ihtiyacı hissediyorlar? Yoksa amaç, yeni anayasa ve başkanlık çerçevesinde, daha tali fakat uyarıcı etkisi yüksek meseleleri deşerek, muhalefetin laiklikle ilgili siyasal hattını, saldırı değil savunma hattına çevirmek olamaz mı? İşte bu soru bence kötümser ve kuşkuculukla meseleye yaklaşmamızı gerektiriyor.

Muhalefet demişken, CHP ve HDP’nin laiklik tartışmasıyla ilgili “yarım ağızlı” savunuları pek şaşırtıcı değil. HDP’nin topa isteksiz girmesi, Kürt hareketinin toplumsal tabanıyla alakalı ve bu sebeple doğal. Altan Tan’ın Ensar açıklamalarının şöyle bir özeleştiri isteğiyle geçiştirilmesi de solun hem KÖH’e yakın hem mesafeli duran iki farklı kesiminden insanlar için pek bir sürpriz olmadı. CHP ise kuşkusuz bir düzen partisi olarak, AKP’yle birlikte açılan İslamizasyon akıntısında kürek çekme konusundaki hevesini yitirmiş değil. Bu kronik hastalığı, ancak akıntının hızı kesildiğinde yenebilecek ve eski pozisyonlarına döneceklerdir. Şimdilik düzen İslamizasyondan memnun, CHP de en fazla o akıntının sol cenahına yakın yerden kürek çekiyor, hepsi bu.

Fakat laiklik eksenli muhalefet ciddi olarak parlamento dışında örülüyor, ve bu başlı başına olumlu bir gelişme. Komünist Parti çizgisindeki Aydınlanma Hareketi, bu laiklik tartışması başlamadan çok önce işbaşı yapmış ve KP de mücadele hattını en görünür şekilde buradan kuracağını açıklamıştı. Bugünkü laiklik eylemleri, bir ölçüde, buradan çıkan — henüz olgunlaşmamış — çabaların (ki bu çabalara Ensar, vb. gündemlerin katalizör etkisi oldu), sosyalist cenahta BHH bileşenleriyle ve başka sol örgütlerle teması sayesinde gerçekleşti. Bir bakıma, bu irili ufaklı örgütlerde çoğunlukla atıl ve işlenmiyor hâlde duran bir siyasal refleksi harekete geçirdi.

Bu refleksin savunmada kalmaması, hücum etmesi gerekiyor. Aksi durumda, hem Erdoğan Partisi’nin hem de AKP’nin en çok istediği şey olan başkanlık rejimi ve yeni anayasa tartışmalarını ciddiyetle yürütülmesi kapsamında, sözüm ona liberal bir kamusal tartışma kültürünün gereklerini yerine getiriyormuşuzcasına, bir tür tuzağın içine çekilme riskimiz çok büyük. Bu tuzağın içine ne kadar girersek, darbe o kadar derinleşir.

Bekleyelim, ve bizi zorla o kafese sokmaya çalışsınlar. Tuzağa kendimiz düşmezsek, bunu deneyecekleri çok açık. O zaman şartlar değişebilir.

Advertisements